I. Giriş: Yüksek Enflasyonun Hukuk Düzenine Yansıması
Para borçlarının geç ifasından doğan zarar meselesi, Türk borçlar hukukunun en tartışmalı kurumlarından birini oluşturmaktadır. Temerrüt faizinin —özellikle 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun kapsamında belirlenen yasal faiz oranları itibarıyla— fiilen enflasyonun çok gerisinde kaldığı dönemlerde, alacaklının temerrüt faizinin ötesinde bir zarara uğrayıp uğramadığı ve bu zararın hangi ispat yöntemiyle kanıtlanacağı sorusu, hem doktrinin hem yargının gündemine damgasını vurmuştur.
Bu tartışma, 2024-2025 döneminde Türkiye'nin yaşadığı yüksek enflasyon ortamında salt akademik bir mesele olmaktan çıkarak milyonlarca alacaklıyı doğrudan ilgilendiren bir hak meselesine dönüşmüştür. Borçlusunun temerrüdü nedeniyle yıllarca alacağını tahsil edemeyen alacaklılar, yasal temerrüt faizinin enflasyon karşısındaki yetersizliği nedeniyle alacaklarının reel değerinin ciddi biçimde erozyona uğradığını yaşayarak görmüşlerdir.
Bu arka plan üzerinde 2025 yılı, munzam zarar hukuku açısından bir kırılma noktası niteliği taşımaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 13 Ocak 2025 tarihli kararıyla başlayan ve Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) 8 Temmuz 2025 tarihli pilot kararıyla zirveye ulaşan süreç; onlarca yıllık içtihat çizgisini sorgulamış, anayasal güvenceler ile özel hukuk yargılaması pratiği arasındaki gerilimi dramatik biçimde açığa çıkarmıştır. 8 Nisan 2025'te gerçekleştirilen AYM-Yargıtay ortak çalıştayı ise bu dönüşümün kurumsal ve diyalogsal boyutunu simgeleyen önemli bir dönüm noktası olmuştur.
İşbu makale; söz konusu gelişmelerin hukuki arka planını, kararların içeriğini, içtihadın değişim gerekçelerini ve ileriye dönük yasal reform beklentilerini kapsamlı biçimde ele almayı amaçlamaktadır.
II. Kavramsal Çerçeve: Munzam Zarar Nedir?
A. Yasal Düzenleme ve Tanım
"Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu bu zararı da gidermekle yükümlüdür. Borçlu, kusursuz olduğunu ispat edemezse bu zararı tazmin etmekle yükümlü olur. Temerrüt faizini aşan zarar miktarı, bu miktardan az olursa alacaklı yalnızca temerrüt faizine hak kazanır."
TBK m. 122'nin (mülga 818 sayılı BK m. 105'in) düzenlediği munzam zarar ya da aşkın zarar kurumu; borçlunun temerrüde düşmeseydi alacaklının malvarlığının bulunacağı varsayımsal durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan fiili durum arasındaki farka dayanan ve temerrüt faizinin üzerinde kalan zarara ilişkin bir tazminat talebini ifade etmektedir.
Öğretide hakim görüş, munzam zararın bağımsız bir borç ilişkisi doğurmadığı, asıl borç ilişkisinden kaynaklanan ve temerrüt ile oluşmaya başlayan bir yan yüküm niteliği taşıdığı yönündedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.06.2012 tarihli ve E. 2011/18-730, K. 2012/373 sayılı kararında da bu yaklaşım benimsenmiş; munzam zararın, "temerrüt ile oluşmaya başlayan, asıl borçtan tamamen bağımsız yeni bir borç" olduğu vurgulanmıştır.
B. Munzam Zararın Türleri ve Kalemleri
Yüksek enflasyon ortamında alacaklının uğradığı munzam zarar çeşitli biçimlerde tezahür edebilir. Öncelikle değer kaybı zararı söz konusudur: alacaklı, temerrüt faizinin enflasyonun çok gerisinde kalması nedeniyle alacağının reel değerinin erimesinden zarar görür. Buna ek olarak kaçırılan fırsat zararı (lucrum cessans) gündeme gelir; alacaklı, söz konusu parayı tahsil edebilseydi gerçekleştireceği yatırımdan elde edemediği getiri nedeniyle zarara uğrar. Son olarak ek finansman maliyeti de bu kapsamda değerlendirilir; alacaklı, tahsil edemediği alacağı nedeniyle kredi kullanmak zorunda kalmışsa katlandığı faiz yükü de munzam zarar kapsamına girebilir.
C. Sorumluluk Koşulları
TBK m. 122 uyarınca munzam zarar talebinin kabul edilebilmesi için şu koşulların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir: (i) geçerli bir borç ilişkisinin varlığı, (ii) borçlunun temerrüde düşmüş olması, (iii) alacaklının temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olması ve (iv) borçlunun bu zarardan sorumlu tutulabilmesi için kusursuzluğunu ispat edememiş olması. Maddenin öngördüğü kusur karinesine göre borçlu, kusursuz olduğunu ispat etmedikçe munzam zarardan sorumludur.
III. Tarihsel Süreç: Otuz Yıllık İçtihat Gerilimi
IV. Yargıtay'ın Somut İspat İçtihadı ve Eleştirisi
A. Geleneksel İçtihadın Temeli
Yargıtay'ın onlarca yıl boyunca munzam zarar davalarında uyguladığı somut ispat yöntemi, temerrüt faizinin dışında kalan zararın hiçbir karine ya da varsayım yardımıyla kabul edilemeyeceğini; alacaklının fiilen uğradığı zararı delilleriyle birlikte mahkeme önüne koyması gerektiğini öngörmekteydi.
"Alacaklı davacı, fiilen uğradığı zararın ne olduğunu ve miktarını kanıtlamak durumundadır… Kanıtlanacak olgular, 'maruf ve meşhur' olan enflasyon, para değerindeki düşüş ya da mevduat faiz oranları değil; geç ödemeyle davacının maruz kaldığı zararı tevlit eden vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarardır."
Bu içtihat, uygulamada son derece ağır bir ispat yükü doğuruyordu. Alacaklının, borçlunun temerrüdüyle kendi özel zararı arasında nedensellik bağı kurabilmesi, söz konusu parayı ne zaman, hangi yatırım aracına yatıracağını ispatlayabilmesi gibi pratik güçlükleri aşması gerekiyordu. Kaldı ki bu dönemlerde enflasyon oranı ile yasal faiz arasındaki makas, alacaklıların reel değer kaybını fiilen kanıtlamalarını neredeyse imkânsız kılıyordu.
B. Doktrinin Eleştirisi
Söz konusu içtihada yönelik doktrindeki başlıca eleştiri, TBK m. 122'nin öngördüğü kusur karinesinin fiilen işlevsiz kılındığı yönündeydi. Kanun koyucu, borçluyu kusursuzluğunu ispat etmedikçe munzam zarardan sorumlu tutmak suretiyle alacaklıyı koruma altına almak istemişti. Oysa Yargıtay'ın somut ispat yöntemi, bu koruyucu mekanizmanın önüne fiili bir engel yerleştiriyordu. Öğretinin önde gelen temsilcilerinden Prof. Dr. M. Kemal Oğuzman ve Prof. Dr. M. Turgut Öz, munzam zararın ispatında alacaklının fiili karinelerden yararlanabileceğini ve HMK m. 187/2 kapsamındaki "herkesçe bilinen vakıalar" çerçevesinde enflasyonun ayrıca ispatının gerekmeyeceğini savunmuşlardı.
V. Anayasa Mahkemesi'nin 2017 Tarihli İhlal Kararı
A. Kararın İçeriği ve Gerekçesi
AYM, 21.12.2017 tarihli ve B. 2014/2267 sayılı bireysel başvuru kararında, somut ispat yöntemini benimseyen Yargıtay içtihadının başvurucunun mülkiyet hakkını (AY m. 35) ihlal ettiğine hükmetti.
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."
Mahkeme, ilgili kararında alacaklının enflasyon nedeniyle uğradığı reel değer kaybının Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkı güvencesi altında olduğunu; temerrüt halinde faizin bu kaybı karşılamadaki yetersizliğinin, kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil dengeyi alacaklı aleyhine bozduğunu saptadı. Mahkeme, derece mahkemelerinin alacaklıdan zararı "ayrıca ispat" etmesini zorunlu tutan katı yorumunun somut olay bakımından bu dengeyi orantısız biçimde bozduğunu değerlendirerek ihlal kararı verdi ve yeniden yargılama yapılmasına hükmetti.
B. Kararın Yargıtay Uygulamasına Etkisi: Sınırlı Dönüşüm
AYM'nin bu kararının ardından bazı Yargıtay daireleri içtihatlarını AYM'nin tutumuna uyumlu hale getirdi. Bunların başında Yargıtay 15. Hukuk Dairesi geliyordu:
"AYM kararı karşısında, temerrüt faizi ile karşılanamayan zararın karine olarak var kabul edilmesi ve söz konusu fiili karinenin aksini ispat külfetinin borçluya ait olması gerektiğine hükmedilmiştir."
Ne var ki bu dönüşüm, Yargıtay'ın tüm dairelerini kapsamıyordu. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.03.2022 tarihli kararıyla AYM kararını adeta devre dışı bırakarak somut ispat yöntemine geri döndü. Bu tutum, anayasal ilkelere aykırılığı açıkça tescil edilmiş bir içtihadın üst kurul tarafından ısrarla sürdürülmesini ifade ediyordu. İçtihat çelişkisi kaçınılmaz olarak bireysel başvuru yolunun yeniden ve kitlesel biçimde kullanılmasına zemin hazırladı.
VI. 8 Nisan 2025 Tarihli AYM-Yargıtay Ortak Çalıştayı
A. Çalıştayın Düzenlenmesi ve Önemi
"Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Munzam Zarar Çalıştayı", Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay iş birliğiyle, Avrupa Konseyi desteğindeki "Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi" çerçevesinde 8 Nisan 2025 tarihinde Ankara'da gerçekleştirildi. Çalıştay, bu iki yüksek yargı organının aynı konuda ortak bir platform oluşturduğu ilk örnek olması bakımından kurumsal bir milat niteliği taşıyordu.
Çalıştaya AYM Başkanı Kadir Özkaya, Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, AYM Başkanvekilleri ve üyeleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanları ve üyeleri ile önde gelen akademisyenler katıldı. Gündemi belirleyen iki oturum gerçekleştirildi: "Alacak ve Tazminat Davalarında Munzam Zarar ve Değer Kaybı" ile "Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atma Davalarında Munzam Zarar ve Değer Kaybı."
B. Açılış Konuşmalarının Değerlendirilmesi
AYM Başkanvekili Hasan Tahsin Gökcan, açılış konuşmasında munzam zararın bireysel başvuru kararlarında ve Yargıtay içtihatlarında ele alınış biçiminin "hukuk sisteminin adalet eksenli gelişimi açısından son derece kıymetli" olduğunu vurguladı. Gökcan, çalıştayın hukuk camiasına "ortak dil geliştirme ve içtihatlar arası uyum sağlama imkânı" sunacağına duyduğu inancı dile getirdi.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak ise munzam zararın "tazminat hukuku ve temel hak ihlallerinin değerlendirildiği yargısal süreçlerde adaletin tam olarak tecelli etmesini sağlayan önemli bir kavram" olduğunu belirterek çalıştay kapsamında "sadece hukuki bir kavramın değil, somut davalar üzerinden temel hak ve özgürlüklere ilişkin hususların da ele alınacağını" ifade etti.
Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez ise birinci oturumun ardından söz alarak iki yüksek mahkemenin "iletişim ve iş birliği içinde çalıştığını" ve bu tür ortak programların devam edeceğini vurguladı.
Çalıştay, hukuki anlamda bağlayıcı kararlar almak için değil, kurumlar arası diyaloğu pekiştirmek, içtihat gerilimini görünür kılmak ve çözüm yollarını ortak müzakereye açmak amacıyla bir platform işlevi gördü. Bu değerlendirme; çalıştayın ardından gelen Yargıtay 6. HD kararı ve bilhassa AYM Pilot Kararı'nın hazırlık zeminini oluşturduğu şeklinde yorumlanabilir.
VII. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 13.01.2025 Tarihli İçtihat Kararı
A. Kararın Arka Planı
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 13 Ocak 2025 tarihli ve E. 2024/3534, K. 2025/15 sayılı kararında ön plana çıkardığı içtihat değişikliği, Yargıtay bünyesindeki dönüşümün en somut yansıması oldu. Söz konusu dava; bir kooperatif üyesinin, kooperatif borcundan ötürü kendisine tahsis edilen dairesinin satılması nedeniyle uğradığını öne sürdüğü zararın tazminini konu alıyordu.
B. Kararın Hukuki Çerçevesi: İkili Ayrım
Daire, kararında yerleşik içtihadın farkında olduğunu açıkça belirterek, hiperenflasyonist dönemlerde bu içtihattan sapılması gerektiğini hüküm altına aldı. Daire, munzam zararın ispatı bakımından dönem temelli bir ikili ayrım benimsedi:
"Soyut yöntemde; yaşayan hayatın gerçekleri ve deneyimlerinin zorunlu kıldığı herkesçe bilinen normal durumlar ile fiili karineler, başka bir deyişle Türk Medeni Kanunu'nun 6. maddesi bağlamında değerlendirildiğinde, hiperenflasyon döneminde temerrüt faizinin enflasyonun çok gerisinde kalmasının hayatın olağan akışına göre alacaklının munzam zarara uğramasına yol açacağı karine olarak kabul edilmelidir. Aksi hâlde AYM kararlarında belirlenen mülkiyet hakkının korunması standartları sağlanamayacak ve somut ispat şartının aranması hak ihlalini doğuracaktır. HMK m. 187/2 uyarınca herkesçe bilinen vakıalar çekişmeli sayılmaz."
Dairenin bu yaklaşımı; enflasyonun hiperenflasyon eşiğini aştığı dönemlerde temerrüt faizinin reel değeri koruyamayacağını "herkesçe bilinen vakıa" olarak nitelendirmesi ve HMK m. 187/2 ile TMK m. 6'ya dayanan bir fiili karine mekanizması kurması açısından son derece önem taşımaktadır.
C. Sepet Hesabı Yöntemi
Aynı karar, munzam zararın hesaplanmasında "sepet hesabı" adıyla anılan yönteme de ilişkin değerlendirmeler içermektedir. Bu yöntemde; döviz kurları, mevduat faiz oranları, altın fiyatları, hisse senedi endeksleri ve diğer enflasyon göstergeleri bir arada değerlendirilerek alacaklının alternatif yatırım araçlarında elde edebileceği getiri hesaplanmakta ve temerrüt faizi ile arasındaki fark munzam zarar olarak belirlenmektedir.
VIII. AYM'nin 08.07.2025 Tarihli Caner Şafak Pilot Kararı
A. Pilot Karar Usulü ve Kapsamı
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, B. 2024/41763 başvuru numaralı ve Caner Şafak adına yapılan bireysel başvuru üzerine verdiği 08.07.2025 tarihli karar ile munzam zarar meselesini artık münferit bir hak ihlali sorunundan öte, yapısal ve sistemik bir sorun olarak nitelendirdi. Karar, 29.09.2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı.
Pilot karar usulü; benzer nitelikteki çok sayıda başvuruya yol açan yapısal sorunların tespitinde ve bu sorunların çözümünün yasama ya da yürütme organına yönlendirilmesinde başvurulan özel bir anayasa yargısı tekniğidir. Bu usulün uygulanması, münferit hak ihlalinin ötesinde sistemin kendisindeki kırılmanın açıkça tescil edilmesi anlamına gelmektedir.
B. Kararın Gerekçesi
AYM, söz konusu başvuruda ileri sürülen iddiaları iki anayasal güvence ekseninde değerlendirdi:
"Anayasa ile tanınmış hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânını sağlayacak etkili bir kanun yolunun mevcut olmasını isteme hakkına sahiptir."
Mahkeme, alacaklının enflasyon karşısında uğradığı reel değer kaybının Anayasa m. 35 kapsamında mülkiyet hakkı güvencesi altında bulunduğunu; yasal temerrüt faizinin enflasyonun altında kalmasının bu hakkın fiilen işlevsiz kılınmasına yol açtığını ve Yargıtay'ın somut ispat uygulamasının AYM kararlarına rağmen sürdürülmesinin etkili başvuru hakkını (AY m. 40) ihlal ettiğini belirledi.
"Yargıtay içtihatlarındaki farklılıklara —somut ispat ve soyut ispat yöntemleri arasındaki çelişkiye— işaret edilmekle birlikte, TBK m. 122 uyarınca açılan munzam zarar davasının, alacakların enflasyon karşısında uğradığı değer kaybının tazmin edilmesini güvence altına almadığı ve bu yolun etkili bir hukuk yolu olarak kabul edilemeyeceği tespit edilmiştir. Ortada bir 'yapısal sorun' bulunmakta olup bu sorunun çözümü yasal düzenleme gerektirmekte ve keyfiyetin TBMM'ye bildirilmesi uygun görülmüştür."
C. Kararın Sonuçları
AYM, söz konusu pilot kararla birlikte birden fazla hukuki sonuç doğuran şu tedbirlere hükmetti: Öncelikle mülkiyet hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verildi. Buna ek olarak yapısal sorunun çözümü amacıyla kararın bir örneğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilmesine karar verildi. Son olarak kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından itibaren altı ay süreyle benzer nitelikteki başvuruların incelenmesinin ertelenmesine hükmedildi.
Bu altı aylık erteleme, yasama organına gerekli düzenlemeyi yapması için verilen örtük bir süre niteliği taşımakta; yasal düzenleme yapılmaması hâlinde benzer binlerce başvurunun AYM gündemine taşınacağını işaret etmektedir.
IX. Kararların Pratik Uygulaması: Hâkimler İçin Rehber İlkeler
A. Hiperenflasyon Döneminin Tespiti
Yargıtay 6. HD'nin getirdiği ikili ayrımın uygulanabilmesi için öncelikle söz konusu temerrüt döneminin "hiperenflasyon dönemi" kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceğinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirleme; TÜİK TÜFE verileri, TCMB faiz kararları ve piyasa koşullarının bir bütün olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. 2022 sonrasında Türkiye'nin yaşadığı enflasyon ortamının bu eşiği açıkça aştığı kabul edilmektedir.
B. Karinenin İşlevi ve Aksi İspat Yükü
Hiperenflasyon dönemi tespitinin ardından alacaklının munzam zarara uğramış olduğu HMK m. 187/2 anlamında herkesçe bilinen bir vakıa olarak kabul edilecek ve ayrıca ispat gerekmeyecektir. Borçlu, bu karinenin aksini ispat etmek isteyecekse; temerrüt döneminde yasal temerrüt faizinin alacaklının fiilen kazanabileceği getiriden daha düşük olmadığını ya da alacaklının söz konusu parayı alternatif yatırım araçlarında değerlendirecek durumda bulunmadığını somut delillerle ortaya koyması gerekecektir.
C. Zararın Hesaplanmasında Sepet Yöntemi
Zararın miktarının belirlenmesinde Yargıtay 6. HD kararında işaret edilen sepet hesabı yöntemi esas alınabilir. Bu yöntemde temerrüt tarihinden ödeme tarihine kadar geçen dönem içindeki enflasyon oranı, döviz kuru artışı, altın değer artışı ve piyasa faiz oranları bilirkişi incelemesiyle tespit edilerek temerrüt faizi ile arasındaki fark munzam zarar olarak hesaplanır.
Pratik Uyarı: YHGK'nun somut ispat yöntemindeki tutumunu değiştirip değiştirmeyeceği henüz netlik kazanmamıştır. Yargıtay 6. HD kararı, bir Daire kararı olarak YHGK kararları karşısında bağlayıcılık taşımamakla birlikte; alt mahkemeler bakımından ciddi bir emsal ağırlığı taşımaktadır. AYM Pilot Kararı'nın bağlayıcılığı ise her derece mahkemesinin gündemine girmiş bulunmaktadır.
X. Bekleyen Yasal Reform: TBMM Gündemine Taşınan Yapısal Sorun
A. Mevcut Sistemin Yetersizliği
AYM'nin pilot kararında tespit ettiği yapısal sorunun özü şudur: 3095 sayılı Kanun kapsamında belirlenen yasal faiz oranı, gerçekleşen enflasyonu sistematik biçimde karşılayamamaktadır. Bu durum; borçluların temerrüdünden kârlı çıktığı, alacaklıların ise alacaklarının reel değerinin erimesine boyun eğmek zorunda kaldığı tersine bir hukuki teşvik yapısı doğurmaktadır.
Mevcut çerçevede TBK m. 122, tam da bu boşluğu kapatmak için tasarlanmıştır. Ne var ki kurumun işlevselliği, ispat yüküne ilişkin içtihat belirsizliği ve yasanın enflasyona endeksli bir faiz mekanizması öngörmemesi nedeniyle ciddi biçimde zedelenmektedir.
B. Reform Seçenekleri
Hukuk öğretisi ve karşılaştırmalı hukuk değerlendirmeleri çerçevesinde yasal reformun olası yönelimlerine dair birkaç seçenek öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, bazı ülkelerin benimsediği modelde olduğu üzere, yasal faiz oranının enflasyona otomatik olarak endekslenmesidir. İkinci seçenek, TBK m. 122 kapsamında hiperenflasyon dönemleri için münhasır bir karinenin yasal olarak düzenlenmesidir. Üçüncü seçenek ise kanun değişikliği yerine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararıyla içtihat çelişkisinin giderilmesidir; ancak bu yol, yapısal sorunu tam anlamıyla çözmeyebilir.
XI. Sonuç ve Değerlendirme
Munzam zarar hukuku, 2025 yılında Türk hukuku tarihinin en köklü dönüşüm süreçlerinden birinin merkezine oturmuştur. Onlarca yıl sürdürülen somut ispat içtihadının AYM'nin 2017 tarihli uyarısına rağmen ısrarla korunması; ardından gelen 6. HD'nin içtihat kırılması ve nihayet AYM'nin yapısal sorun tespiti içeren pilot kararı, Türk hukukunun anayasal ilkeler ile özel hukuk yargılaması pratiği arasında ciddi bir uyum güçlüğü yaşadığını çarpıcı biçimde ortaya koymuştur.
8 Nisan 2025 tarihli çalıştay; bu güçlüğün iki yüksek mahkeme tarafından müştereken tanındığının ve kurumsal diyalog kanallarının açıldığının işaretidir. Yargıtay 6. HD'nin 13 Ocak 2025 tarihli kararı, yargı içindeki dönüşümün ilk meyveleri olarak değerlendirilmelidir. AYM'nin pilot kararı ise meselenin artık münferit içtihat tartışmasının sınırlarını aştığını ve yasal bir çözüm gerektirdiğini kesin biçimde tescil etmiştir.
Alacaklılar açısından bu süreç, yıllarca tahsil edilemeyen ve enflasyon karşısında ciddi değer kaybına uğrayan alacaklar için munzam zarar taleplerinin —bilhassa hiperenflasyon dönemine denk düşen temerrütler bakımından— artık daha kuvvetli bir hukuki dayanak kazandığı anlamına gelmektedir. Borçlular açısından ise temerrüdün salt yasal faizle sınırlı bir bedel taşımadığı gerçeğini teslim etme ve dava stratejilerini bu yeni çerçeveye uyarlama zorunluluğu doğmaktadır.
Sonraki adım; TBMM'nin AYM'nin işaret ettiği yapısal sorunu gidermek üzere enflasyona endeksli ve öngörülebilir bir yasal mekanizma ihdas edip etmeyeceğidir. Bu mekanizmanın kurulup kurulmayacağı, Türk borçlar hukukunun alacaklıyı koruma işlevini ne ölçüde etkin biçimde yerine getireceğinin belirleyicisi olacaktır.
Kaynakça ve Kararlar
- 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 122 (Aşkın Zarar); mülga 818 sayılı BK m. 105.
- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 35 (Mülkiyet Hakkı), m. 40 (Temel Hak İhlallerinde Devletin Sorumluluğu).
- Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 187/2 (Çekişmesiz Vakıalar).
- Türk Medeni Kanunu, m. 6 (İspat Yükü) ve m. 7 (Resmî Sicil ve Senetler).
- AYM Genel Kurulu, B. 2014/2267, T. 21.12.2017 (Mülkiyet Hakkı İhlali — İlk İhlal Kararı).
- AYM Genel Kurulu, B. 2017-24810, T. 27.11.2019 (Aynı Yöndeki İkinci Karar).
- AYM Genel Kurulu, B. 2024/41763 (Caner Şafak), T. 08.07.2025, Resmi Gazete T. 29.09.2025 (Pilot Karar).
- YHGK, E. 2007/11-668, K. 2007/798, T. 31.10.2007 (Somut İspat — Katı Yorum).
- YHGK, E. 2011/18-730, K. 2012/373, T. 13.06.2012 (Soyut İspata Açılan Kapı).
- YHGK, E. 2021/11-670, K. 2022/378, T. 29.03.2022 (Somut İspata Geri Dönüş).
- Yargıtay 15. HD, E. 2018/3499, K. 2018/4739, T. 28.11.2018 (AYM Kararına Uyum).
- Yargıtay 15. HD, E. 2017/2736, K. 2018/1742, T. 25.04.2018 (Aynı Yöndeki Karar).
- Yargıtay 6. HD, E. 2024/3534, K. 2025/15, T. 13.01.2025 (Hiperenflasyon Döneminde İçtihat Dönüşümü).
- AİHM, Suna Denizci / Türkiye, Başvuru No. 57031/12 (Munzam Zararın Talep Edilebileceği Yönünde AİHM Kararı).
- Oğuzman, M. K. / Öz, M. T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul, 2013.
- Kılıçoğlu, A.: "Yargıtay Kararları Açısından Munzam Zarar", Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, 1999.
Munzam Zarar Talebiniz mi Var?
Temerrüt faizinin enflasyon karşısındaki yetersizliğinden kaynaklanan zararınız için hukuki değerlendirme talep edebilirsiniz.
Ücretsiz Ön Değerlendirme →